Yaklaşık 1 hafta önce şöyle bir blogları gezeyim diye bilgisayarı açtığımda bir mahkememiz tarafından erişimin engellendiğini gördüm. ‘Hay anasını’ dedim, daha önce yaptığım gibi UltraSurf’ü açtım ve blogları IE yoluyla takip ettim. Birkaç gün bu devam etti. Sonra yine bu şekilde blogları incelerken birden bire aklıma şu düşünceler geldi.
“Birkaç gün sonra 29 ekim. Özgürlüğün günü. Yeni kuralların koyulduğu gün. Halkın aydınlandığı gün.
29 ekim 1923 ile başlayan o güzel günler, özgür günler bugünün en önemli iletişim araçlarını bile engelliyor.
Yoksa biz o günkü kadar özgür değil miyiz?”
Doğru ya da yanlış aklımdan bunlar geçti.
Çünkü kendimi özgür hissedebildiğim bir yer bir mahkememiz tarafından kapanmıştı.
Çünkü biri bir yerde birilerinin istediğini yapmamıştı.
Çünkü biri birilerinin düşünmesini istemiyordu…
…...
Neyse ki açıldı blogger.
Öyleyse;
NİCE ÖZGÜR 29 EKİMLERE…
zaman:
19:28
Hiç oturduğunuz koltuğun miadının dolduğunun farkına varıp daha dikkatli oturduğunuz oldu mu?Hiçbir arkadaşınızın evine gidip sadece ekmek yeyip çay içtiniz mi bir öğünde?
Fakirliğin ya da zenginliğin ölçütü nedir? Soruyu şöyle sorsam belki daha iyi anlaşılır. Evi, arabası olan ve aç gezmeyecek kadar bir para giren evdekilere göre arabası olmayan, evi kira olan ve karınlarını doyuracak kadar parası olan kişiler fakir midir? Ya da evi, arabası olmayan, karnını doyuramayanlara göre sadece ekmek ile karnını doyuran zengin midir?
“Cep telefonu numaranı verde akşam ben seni arar gerekenleri söylerim” dediğinizde muhatapınızın “Yok ki!” cevabıyla kendinizen utandınız mı hiç?
Bence sorular güzel. En azından bir anlık bile olsa düşünmemizi sağlıyor. Biliyoruz ki dünya üzerinde çok farklı örgütlenmeler var. Dernekler, birlikler, takımlar, belediyeler ve nihayet devletler.
Devletler fakirlik, açlık, zenginlik gibi kavramları kendilerine göre anlamlandırmaktadır. Ülkemizde –doğal olarak- bu kavramlar ülke ekonomisinin genel durumuna göre anlamlandırılıyor.
2006 yılında TÜİK’in yaptığı araştırmalara göre Türkiye nüfusunun %0,74’ü gıda harcamalarını içeren açlık sınırının, %17,81’i gıda ve gıda dışı harcamaları içeren yoksulluk sınırının altındaki bir gelirle yaşamaktadır. Yine bu araştırmalara göre 2005 yılına göre açlık ve yoksulluk sınırındaki kişiler 2006’ya göre daha fazla.. Yani 2005’ten 2006’ya kadar zenginleşmişiz.
Yapılan araştırmalara göre yoksulluk ailedeki fert sayısı ile doğru orantılı.. Öyleyse başbakan niye çocuk yapın diyor? Fertlerin eğitim durumları yükseldikçe fakirlik durumu azalmaktadır.
Fakirlik ve açlık sınırı –kişi ve kurumların düşüncelerine göre- bir çok kurum tarafından farklı biçimlerde açıklanmaktadır. Misal; TÜİK %5 açıklarken Türk-İş %7, Kamu-Sen %20 açıklayabiliyor. Bunun altında da bir çok kavramı kendilerine göre isimlendirmeleri etkilidir sanırım.
Eğer parasal konulardan söz ediyorsak emin olun her birimiz diğerine göre daha zenginiz, ama başka birine göre de daha fakiriz. Bu kesin.
Bir sürü anlamsız şey yazdım. Şimdi düşünelim. Fakirlik ne demek az çok biliyoruz. Peki fakirlik nasıl önlenebilir? Kömür, nakit, iş yardımlarıyla mı? Ya da günlerle, toplantılarla mı?
Bence hayır. Bu tür davranışlar yoksulluğu bir nebze olsun azaltır ama çare değildir. Yani Robin Hood’da bu işi çözemez.
Eğitim durumu ile yoksulluk ters orantılıymış. Belki. Ama okumuşluk yetmez bence.. Şöyle diyeyim. Hanım kızımız ODTÜ Mimarlık bitirmiş. Babası binbir zorluklarla okutmuş. Evdeki kardeşleri okuluna 5 lirayla giderken onun cebinden 50 lira eksik olmamış. Yani ailesi fakir ama kendisi değil. Bu hanım kızımız sırf ODTÜ’yü bitirdiği için ayağına iş beklerse ayıp eder. Biraz da kendi uğraşmalı. İstekli ve yürekli olmalı. Bittabi iş arayıpta bulamayan ve sırf bu yüzden evde oturmak zorunda kalanlardan bahsetmiyorum. Zaten bu durum da paragrafın başındaki “belki”li cümleciği açıklıyor. Mimarlık üzerinden girdik devam edelim. Bence bir mimar –eğer iç mimarsa- duvar desenlerinin nasıl yapıldığını, hangi tip boyalar kullanıldığını, seramik türlerin, ve seramiğin yapılış sürecini, parke çeşitlerinin hangi ağaçlardan hangi işlemler sonucu elde edildiğini…. vs. bilmesi gerekir. Yapsın demiyorum. Bilsin. Eğer iş bulma fakirliğe çare olacaksa bilmesi gerekiyor. Çünkü 8 ayrı konuda bilgi sahibi olan kişileri arıyor işveren. Belki lazım olur diye..
Ailedeki fert sayısı ile doğru orantılıymış yoksulluk.. Belki. Eğer öyleyse milletvekili amcalarımız –acaba öz amcama ayıp mı ediyorum milletvekillerine amca diyerek- neden çocuk yapın diyor. Fakirleşmemizi mi istiyor? Zaten ailedeki fert sayısını çoğaltmayalım dersek biz fakir düşeriz, kondom üreticileri zengin olur. Hem zaten eğer kalabalık aileler fakirse ülkenin dev firmaları niye 5-10 çocuklu babalar arafından kurulmuş? Bu da kısmen doğru yani?
Örnekler daha çoğaltılablir ama gerek yok. Zaten yazıda oldukça uzun oldu.. Son kelimlerimizi de harcayalım artık. Fakirlik ölçütü olmayan bir durum. Ama ne olursa olsun kötü.. Ve fakirlere yardım etmek önemli…
zaman:
21:50
Bayramdan önce beğendiğim bir css temayı blogum için elden geçirmeye karar verdim. O günden bu güne kadar uğraştım ama istediğimi bir türlü elde edemedim. Zaten bu süre zarfında o temadan da gına geldi..
En sonunda bir tema aramaysa karar verdim ve bu temada karar kıldım.. Artık bir süre bununla idare edeceğim.
Bu hafta başı okulum açıldı. Çok güzel bir ders programı koymuşlar. Salı günü hariç her gün öğleden snrası boş. Sabah kalkmak zor oluyor ama olsun..
Neyse eğer becerebilirsem şu tema üzerinde bir az değişiklik yapacağım..
İyi geceler...
zaman:
03:25
Sanırım sesebian'ın blogunda rastlamıştım..
BlogAction her yıl dünya blog yazarlarının 1 günlüğüne aynı konuyu yazmasını amaçlayan bir organizasyon..
Ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
zaman:
02:47

