::..Günlük..::

Saat 13:00’da sınavım varken ben saat 9:00 gibi blog keşfi yapmaya çıkmıştım. “kabakmeltemi”nin blogunda “sevie”nin bir yorumunu görüp tıklatım isminin üzerine ve 
BeyazPano
ile tanıştım. Sonra bir oyun gördüm. Kare karalamaca. Gazetelerde çıkardı da ben hiç yapamazdım. Çevrimiçi olunca yapabiliyormuşum. Güzel oyun. Ama kendinizi kaptırmayın. 1 saattir oynuyorum çünkü.


Bizim uçandepik, farmakolojik deli, uzun zamandır görmediğim arkadaşımın röportajı varmış. Böbürlene böbürlene anlatmış her şeyi. Bir de önemli bir konu uçandepik’in organize ettiği mi desem, öncülük ettiği mi desem birkampanya var Filistinli dostlar için. Onun duyurusunu yapayım. Afişi ve bağlantısı işte burada… 
“kalemkeş”te yayınlamak için bir kitap tanıtımım ve yarım bir öyküm var.. öykü 1-2 güne tamamlanır. Tembellik işte. Tanıtımı da gözüm yerse akşama ya da yarın akşama yayınlarım.

Ben gugılı çok seviyorum ya.. Artık hem onunlayım. Ridırı var,dokümentsi var, nivsi var, 
analitiks
i var.. Var oğlu var. Kara kara düşünüyordum ne yapacağım diye bilgisayara format attığım zaman. Gidecek tüm rssler diyordum. İyi oldu. 

UA için bir proje yazıyordum yarım kaldı. Daha doğrusu son demleri. Cumaya
yetişmeli yoksa 3 ay daha bekleyeceğim.

Neyse biraz daha internette gezineyim.

İyi günler efendim. 

Adaşıma...






Ben O'nu bu ülkede yaşadı diye sevdim,

Eller sövdü, ben inadına sevdim,

Ben O'nu adaşım diye sevdim,

Ben O'nun için yazılan şarkıyı dinledim de sevdim,

Ben o an için savunmasızdı diye O'nu sevdim...

Ben O'nu kim ya da ne olursa olsun bu ülkede yine aydınlar öldürülmesin diye sevdim...

Venüs'te kimmiş Smyrna varken...


Venüs tanrı Uranüs'ün bir parçasının denize düşmesiyle bir midyeden doğar. 

Tanrının parçası (ki üreme organının bir parçası olduğu söyleniyor) Cyprus kıyılarına düşer ve köpüklü bir dalga oluşur. Sonrasında bu köpüklü dalgadan güzeller güzeli bir kadın çıkar. 

Kimileri ona İştar der, kimileri Nana.. Ama biz en çok onu Afrodit adıyla duyduk.

O çok güzeldi. Güzelliğinin söylenmesinden, dillerde şiir olmasından, peşinden her türlü erkek mahlukatın gelmesinden çok hoşlanırdı. O aşık olmadı ama aşık numarası yaptı. Çapkın bayanlara o öğretti herşeyi. 

Deniz onu alır ve en yakın karaya, Cyprus'a götürür. Karaya ilk ayak bastığında bastığı yer çimenlenir, çiçekleşir, güzelleşir. Onu gören Horalar gelirler ve onu temizlerler, giydirirler. Güzeller güzeli Tanrıça Venüs Olimpos'a çıkarılır. 

Olimpos'ta onu herkes beğenir. Uğruna fahişeler adanır, sofralar kurulur. 

Günlerden bir gün Smyrna adında bir genç kızdan daha çok bahseder halk. Derler ki O Venüs'ten daha güzelmiş. Venüs gelir, kızı görür. Haset içindedir. Daha önce yaptığı gibi bu güzel kızı da öldürmelidir. 

Smyrna'yı annesinin öldüreceğini duyan Eros ne yapar eder ve Smyrna'yı kurtarır. 

Derler ki Smyrna ruh demektir. Ve ruh her zaman vücuttan güzeldir. Gün gelir ten buruşur, gözlerin feri gider, ten rengi solar güzellik gider. Ama ne olursa olsun ruh hep aynı kalır. Hep aynı kalır ve o hep Eros tarafından sevilir. Eros dokunamadığı, annesinden korktuğu için onu saklar. Kimseler görmesin diye  uğraşır.

Diyorum ki Eros'a inat biz hep Smyrna'yı arayalım, ama Venüs'e de çaktımayalım.

TRT'yi seviyorum


Finaller başladı yine.. Hadi hayırlısı.

Bugün okuldan gelirken şansa cep telefonumun radyosunda TRT Radyo 1'e denk geldim. Şu anda adını hatırlamadığım Adının Paylaştıkça olduğunu öğrendiğim bir program yayınlanıyordu. 

Programda önce kadınlar için verilen mikro kredi hakkında bilgi verildi. 2-3 bin TL kadar para kadınlara kredi olarak veriliyor ve kadınların ekonomiye bodosloma girmesini sağlıyormuş. Çok hoşuma gitti. Daha önce duymuştum ama vakıf tan sorumlu bir bayanın anlatımıyla daha iyi öğrendim ve sevindim. Şu an için bu uygulamanın tek kötü tarafı sadece İstanbul, Adapazarı, Kocaeli ve sanırım İzmir'de uygulanması.. Tabi diğer kadın dernekleri, vakıflar, bankaların verdiği mikro kredileri saymıyorum.

Programda sonra Ankara Üniversitesi rektör yardımcılarından Prof.Dr. Nilgün HALLORAN üniversitenin halka inişini sağladıklarını, üniversiteye girişte yaş sınırını kaldırdıklarını söyledi. Önce şaşırdım ama biraz daha dinleyince anladım. Nilgün Hanım AÜ Ziraat Fakültesi'nin bir projesini anlattı önce. Toprak Bölümünde bir TÜBİTAK desteğiyle labaratuvar kurulup il içindeki ilköğretim ve liselerden getirilen öğrencilere toprak analizi yaptırdıklarını ve birkaç günlük eğitim sonrasında katılımcılara birer sertifika verdiklerini anlattı. Daha sonra bunun yeterli olmayacağını düşünüp "Çocuk Üniversitesi" adında bir proje geliştirdiklerini söyledi. Bu projede zevkli ve enterasan konularda (kuş gözlem, genetik, sütçülük, organik tarım.... gibi) ilköğretim ve lise düzeyindeki öğrencilere eğitim verildiği (ya da verilmesi düşünüldüğü) eğitim sonunda da bir katılım belgesi ile belgelendiğini söyledi. Daha ileriki aşamalarda her ders için sanal krediler verip "Çocuk Üniversitesi Diploması" vermeyi düşündüklerini de söyledi. Cidden çok güzel bir proje.. Bir de benim ilk üniversite ziyaretimin lise 3'te arkadaşla öylesine yapılmış bir ziyaret olduğunu düşünürsek Ankara Üniversitesi'ni tebrik etmek gerekir.

İnşallah diğer üniversitelerde de benzer çalışmalar görürüz..

Yarın sınavım var.. Ben burada bloga yazı yazıyorum. Ne güzel değil mi?

Hayırlı geceler diliyorum efendim..

not1: Bu yazı Google Documents kullanırak yazılmıştır ve bu uygulama oldukça beğenilmiştir.

not2: Bu yazı için link araştırırken bazı üniversitelerde de bu tür projelerin olduğunu öğrendim. 

UGP HER MECLİSE BİR GENÇLİK TEMSİLCİSİ KAMP.BİLD.



ULUSAL GENÇLİK PARLAMENTOSU
HER MECLİSE BİR GENÇLİK TEMSİLCİSİ KAMPANYASI BİLDİRGESİ


Biz üniversitelerin, liselerin, gençlik sivil toplum kuruluşlarının, gençlik merkezlerinin ve gençlik gruplarının temsilcileriyiz.

Biz illerimizdeki demokratik süreçlerde seçilen gençlik parlamenterleriyiz.

Biz gönüllülük bilinciyle hareket eden, sorunlarını bilen, çözüm üreten, paylaşımcı, değerlerine bağlı ve değer yaratan, girişimci ve gelişimin savunucusu gençleriz.

Biz Yerel Gençlik Meclisleriyiz.

Biz, ülkemizde bütüncül bir gençlik politikası oluşturulması amacıyla gönüllü, şeffaf, paylaşımcı çalışmalar yürüten Ulusal Gençlik Parlamentosuyuz.

Gençlerin karar alma mekanizmalarına katılımını sağlamak için çıktığımız bu yolda, Kent Konseyleri Yönetmeliği aracılığı ile yerel gençlik meclislerine yasal dayanak oluşturduk.

2006 yılında 73 ilde başlatmış olduğumuz “Seçilmek İstiyorum Kampanyası” ile milletvekili seçilme yaşının 30’dan 25’e indirilmesini sağlayarak, bu anayasal hakkımızı elde ettik.

Siyasi parti liderlerine, il teşkilatlarına ve halkımıza sesleniyoruz,

Nüfusunun yüzde ellisi 28 yaşın altında olan ülkemizde, gençsiz siyaset anlayışı temsilde adalet ilkesi ile bağdaşmamaktadır.

Yerel ve ulusal düzeyde bütüncül bir gençlik politikası oluşturulması için kent politikalarına gençlik bakışının yansıtılması gerekliliğine inanan biz gençler bugün saat 11:00’da 73 il ve 92 Kentte harekete geçiyoruz.

Biz, kentlerimize ilişkin alınacak kararlarda SÖZ SAHİBİ olmak için, Belediye ve İl Genel Meclisleri’nde yerlerimizi almak istiyoruz.

Biz, şimdi sesimizi daha da güçlendirip “Her Meclise Bir Gençlik Temsilcisi” diyoruz…

BİZLER SADECE GELECEĞİN LİDERLERİ DEĞİL BUGÜNÜN DE ORTAKLARIYIZ!












Tıklayıverin:
Ulusal Gençlik Parlomentosu ağ sayfası
Kampanyanın ağ sayfası

Seçilmek İstiyorum Ben...

Biliyoruz ki seçilme yaşı 30’dan 25’e düşürülmüştü.. Seçilme yaşı diyorum dikkat ederseniz. Çünkü sadece milletvekili seçimlerinde değil, belediye meclisi, kent konseyi gibi meclislerde de seçilme yaşı 25’e düşmüştü.

Biliyoruz ki yerel seçim arifesindeyiz. İşte bundan dolayı yazıyorum bu yazıyı. 

Seçilme yaşının 30’dan 25’e düşürülmesi bir projeydi. Bu proje 2006 yılında Ulusal Gençlik Parlamentosu tarafından “Seçilmek İstiyorum” adı altında gerçekleştirildi. Şu anda 23. dönem milletvekilleri yaş istatistiği internetten bulabildiğim kadarıyla şöyle:

30–40 yas arası milletvekillerinin oranı % 6,4 ( 35 kişi) 
40–50 yas arası milletvekillerinin oranı %28,7 (157 kişi)
50–60 yas arası milletvekillerinin oranı %46,3 (253 kişi) 
60 ve üzeri yasa sahip milletvekili oranı %18,5 (101 kişi)

Yani hiçbir işe yaramamış gibi görünüyor. En azından şimdilik.

Bu projenin devamı niteliğinde yeni bir kampanya başladı bugünlerde. “Her Meclise Bir Genç” sloganı ile uygulamaya konulan kampanyanın temel amacı, gençlerin karar alma mekanizmalarına etkin katılımının desteklenmesidir.

Geçtiğimiz 21–25 Aralık arası “Gençlik ve E-Katılım Zirvesi” sonrasında başladı kampanya. Sonra yerelde Gençlik Meclisleri tarafından bir toplantı yapıldı ve neler yapılması gerektiği anlatıldı.

Samsun’da 9 Ocak’ta yapıldı bu toplantı. Görevler verildi. Kampanyanın basın toplantısı ise 14 Ocak 2009 Çarşamba günü saat 11.00’de Samsun Amisos Otelde gerçekleştirilecek. Yine 14 Ocak’ta saat 16:00 gibi imza kampanyası başlatılacak.

İlgilenenlere duyurulur. Az sonra da basın bildirisini yollayacağım.

Ne menem bir ruyadır? -1-

| 1 yorum

Bugün saat 5’te kalkacaktım ama beceremedim. Tamam 7 gibi kalkayım deyip geri yattım saat 6 gibi.. 6:35’te kalkmak zorunda kaldım. Allah’ım ne rüyaydı o ya..


“Ablamlara gitmişim. Eniştem evi düzenliyor. Aslında tam evde değil. Dükkanvari bir yer. Bir bebek var ve bir pusetin içinde. Puset farklı bir puset. İçinde yazar kasası falan var. Ama ne yaparsınız ki eniştem o marka yazarkasayı kullanamıyormuş. :) Sonra ben pusetin içindeki bebeği alıyorum. Ablamla da sanki daha yeni tanışmışız. O kadar uzağız yani. Ben bebeğe adını soruyorum, bir erkek adı söylüyor. Halbuki ben kız sanmıştım. Hiç bozuntuya vermeden yaşını soruyorum. Yaşı da 1’miş. Normal varsayıyorum. Sonra bir kız çıkıyor ortaya. Aslında erkekmiş. İlk defa görüyorum. Yeğenimmiş meğer. Benim büyük yeğenime –ki bu kız ondan büyükmüş- git pantolonunu giy de babama yardım et diyor ve tartışmaya başlıyorlar. O arada eniştem vitrin aynalığını yerine yerleştiriyor. İttire kaktıra. Aslında büyük olan ama bu rüyada ortanca olan yeğenim bana dışarıyı gösteriyor. Bir sürü ejderhavari şeyler bazı yerleri gri boya halinde bize geliyorlar.. İlerideki boya fabrikasındaki büyük kazanları yiyecek sanmışlar ve kafalarını, ayaklarını falan içine sokmuşlar. Zaten bunlar aslında ejderha değil, sığırmış.. Yabani sığırmış ve aç kalmışlar. Bu yüzden şehre girmişler. Ben bunları izlerken nereden peyda oluyorsa annem giriyor rüyaya. Sığırları görmek için camı açıyor. Bir tane sığır ejderhanın dikkatini çekiyor açık pencere. Anneme ve yeğenime doğru geliyor. Camı kapatın diye bağırıyorum ama onlar kapatamıyor. Sonra ejderha sığır ağzının bir kısmını çerceveden içeri sokuyor. Sıkıştırın acıdan kaçar diyorum ama nafile.. Kızıyor sığır ejderha.. O anda çerçeve yükseliyor annem çerçevenin altına giriyor. Ben korkuyorum, ağlıyorum, anneme çıkmasını söylüyorum. Tam sığır ejderha ağzını sokup annemin kafasını koparacakken korkudan gözlerimi açtım..”


..ve bu yazıyı yazıyorum..


-devamı gelecek-