Ankara'daydım...

| 0 yorum




Hafta sonu Ankara’daydım. GHDB’nin gençlik merkezlerinin siteleri ile ilgili vermiş olduğu eğitime gittim.

Eğitimde GHDB’nin ana dağıtıcısının Linux tabanlı olduğunu ve bu yüzden “php” kodlama sistemi ile sitelerin yapılması gerektiğini öğrendim. Zaten daha önceleri kullanmış olduğum joomla içerik yönetim sistemini tanıtıp çalışma prensibi üzerine bir bilgi verdiler ve joomlanın vazgeçilmezlerinden bileşen, modül, bot ve temalar üzerine kullanılmasını tavsiye ettikleri şeyleri tanıttılar.

Bundan ziyade benim ilgimi çeken kısım “Gençlik Merkezlerim internet siteleri nasıl olmalı?” kısmı idi.

1 mayısa kadar bir şeyler yapacağız bakalım.

İlinizdeki “Gençlik Merkezim”in internet sitesini merak ediyorsanız tek yapmanız gereken "www."dan sonra ilinizin adını yazmanız, sonra "-gm.gov.tr" yazmanız gerekiyor. Şu aralar yoğun çalışmalar olduğundan dolayı siteler yayında olmayabilir.

Ayrıca www.genclikmerkezim.com'a girerek de sitelerin adresini görebilirsiniz.

İyi günler efendim.

Cemre nedir?


Bu yazı 2 Kasım 2006 tarihinde KALEMKEŞ rumuzu ile tarafımca hafif.org'da yayınlanmıştır.

Her sene memlekete gittiğimizde ya da ailecek toplandığımızda eğer ilkbahar mevsimiyse cemre hakkında kesinlikle konuşulurdu.

Ben de merak ederdim. Acaba şu cemre nasıl bir şey? Derdim ki kendi kendime eğer bu cemre denen şey suya, toprağa, ve havaya(Havaya bile düşüyormuş yahu diye hayret de ederdim.) düşüyorsa ve muntazaman yani her sene aynı zamanda düşüyorsa bu şey çok önemli bir şey. 'Acaba görebilecek miyim?' der, takvimde '1.cemre düşecek', '2. cemre düşecek', 3.cemre düşecek' yazdığı günlerde nereye düşecekse orayı gözetlerdim.


Eğer sizde benim gibi yaptıysanız ya da yapıyorsanız Ahmed Şahin'in 2 Mart 2004'te Zaman gazetesinde yazdığı yazıyı okumalısınız.

Yazıyı Zaman Gazetesi'nin internet arşivinde bulamadım. Bu yüzden bendeki nüshayı aşağıya yazıyorum.



Havaya, suya, toprağa cemre düştü’ ne demek?


Zaman, 2 Mart 2004


Ahmed Şahin


Soru: Takvimler, havaya, suya, toprağa çemre düştü, diyorlar. Cemre nedir ki, havaya, suya, toprağa düşsün?..

Düşünce de bizi sevindirmiş olsun?.. Doğrusu, her söylenişte merak ediyorum bu cemre düşme olayını. Cemre nasıl bir varlıktır, ne kadar büyüklükte, ne kadar da ağırlıktadır?.. Bakınca hemen görebilir miyiz onu?..

Efendim, okuyucumun merakı yerinde bence. Çünkü çocukluk günlerimizde biz de şubat ayının yirmisinden sonra martın beşine kadar hep cemre arardık işin doğrusunu sorarsanız. Zaten şiddetli geçen soğuk kış ayları boyunca hasretle tekrar edilen temenni hep aynı olurdu:

-Ah bir cemre düşse.. gerisi kolay.. diye hayıflanıp durulurdu...

Nitekim soğukların şiddeti kırılır, yarı güneşli günler başlar, bir müjde bizim dünyamızı altüst ederdi:

-Bugün yirmi bir şubat. Yani cemrenin havaya düştüğü gün!..

Hemen güneşli duvar diplerine çıkar, havaya düştüğü bir müjde gibi söylenen sevgili cemreyi seyretmeye yönelirdik. Ne yazık ki bunca arzularımıza rağmen sevgili ve de sevimli cemreyi havada bir türlü göremezdik. Bir haftalık bir arayıştan sonra içimize bir ümitsizliğin çöktüğü sıralarda bir müjde daha uçurulurdu:

-Cemre bugün de suya düştü!..

Demek ki daha da yaklaştı bize. Hemen elimize sopaları alır, buzlu suların içinde cemre aramaya başlardık... Ne yazık ki çok yakınımızda olmasına rağmen cemreyi buzlu suların içinde de bulamazdık...

Ümitsiz bir bekleyiş yine başlardı. Ama bu çok sürmez, yeni bir söylenti daha çıkarılırdı:

-Bugün beş mart. Artık cemre toprağa düştü!..

Tam bir fırsat diye düşünürdük. Çünkü toprağa düşen cemreyi bulmak daha kolay olacaktır...

Hemen hazır bekleyen sopalarımızla nemli toprakları deşelemeye koyulur, büyük bir ümitle cemre aramaya yönelirdik...

-Bulur muyduk?..

-Nerde!..

İtiraf etmeliyim ki, çocukluğumuzun bu cemre arayışları hâlâ zihnimde sanki çakılı durmaktadır. Her sene yirmi şubattan itibaren düşmeye başlayan cemre günlerinde aynı olayları bir daha hatırlar, yeniden bir cemre arayışına yönelirim sanki.

Bulur muyum havada, suda, toprakta aradığım cemreyi?

Hayır. Ne havada, ne suda ne de toprakta bulamadım aradığım cemreyi.

Ama hiç beklemediğim bir yerde, bana en yakın bir durumda buldum cemreyi.

Meğer hiç de uzaklarda değilmiş; havada, suda, toprakta aradığım cemre. İki elle tuttuğum kitabın sayfaları arasındaymış. Bakın ne diyor elimde tuttuğum kitap cemre için:

-Cemre, Arapça bir kelimedir. Ateş, kor, köz manalarına gelir... Yani sıcaklık! demektir.

Halkımız öteden beri şubatın yirmisinden sonra cemre havaya düştü, derler, yani baharın müjdecisi sıcaklık, havada başladı demektir. Bundan bir hafta sonra da cemre suya düştü, derler. Bununla da sıcaklığın suda başladığını ifade etmiş olurlar. Bir hafta sonra martın beşinde ise, cemrenin toprağa düştüğünü dile getirirler. Bununla da sıcaklığın artık toprakta da başladığını, toprağa tohum atma devresinin başlayabileceğini anlatmış olurlar.

Demek ki, benim maddi bir cisim gibi havada, suda, toprakta aradığım cemre aslında itibari bir mefhummuş.

Sıcaklığın belli yerlerde başlama tarihleriymiş. Kışın soğukları önce havada kırılır, sonra suda, sonra da toprakta.. demeye getirilirmiş...

Bilmem, bu uzun çocukluk hatırasından sonra okuyucum cemre konusunda bir fikir sahibi oldu mu?..


İstanbul kazan ben yemek kaşığı

| 5 yorum

İstanbul'dayım sonunda.. Başlıkta da dediğim gibi İstanbul kazan olsun, ben yemek kaşığı olayım diyorum.

1- Bugün öğleden sonra uzun zamandır görüşemediğim bir kaç arkadaşı arayıp müsait olup olmadıklarını soracağım, müsaitlerse görüşme talep edeceğim. :)

2- Habitat İçin Gençlik Derneği'ne ufak bir ziyaret yapacağım.

3- En az bir müze gezeceğim.

4- Tahtakale'yi şöyle bir turlayacağım.

5- Kesinlikle Çengelköy'e gideceğim ve yarım kokoreç yiyeceğim.

6- Kadıköy'ü dolaşacağım.

7- "Adıyok" dergisi alacağım. Tabi kaldıysa.. :)

8- Arabaya olan özlemimi biraz olsun dindireceğim.

Şimdilik aklıma bunlar geliyor.. Önereceğiniz bir şey varsa beklerim.. :)

Görüşmek üzere...